Bilgisayar Kullanmak Zor Mu?

Standard

Merhabalar;

Yaklaşık 12 senedir bilgisayarla tanışıklığımız var yakın arkadaşlığımız devam etmekte. Her zaman şunu düşünürdüm, “zaten bir fare bir klavye var, neyin kursuna gidiyor insanlar ? Bilgisayar’ı öğrenmek ne demek? Alırsın karşına başlarsan kullanmaya…”

Okul bitti ve eve ve (çok şükür büt heyecanı yaşamadan) eve döndüm.Annem Halk Eğitim’de bilgisayar kursu olduğunu söyleyince, tabii gitmesi taraftarı oldum. Bilgisayar ile ilgili işlerde ben yardım etsemde kendisinin hevesini bildiğimden hem de “neden kendi işini yapacak kadar öğrenmesin?” düşüncesinde olduğumdan o da beni kırmadı başladı kursa.

Bende  “madem evdeyim, bir gidip bakayım neler öğretiyorlar?” diye merak edip kursa gittim. Kursa 1,5 haftadır annemle beraber devam etmekteyim, sağolsun bilgisayar hocası, benim bilgisayar mühendisliği öğrencisi olduğumu öğrenince ayrı bir sevindi ve dersleri beraber anlatır olduk.

Hem ders anlatırken hem de insanlara yardım ederken şunu farkettim “Bilgisayar gerçekten kullanılması zor bir alet”miş. Bu zamana kadar ki tüm düşüncelerim silindi. Karşınıza hiç bilgisayar kullanmamış birini aldığınızda ilk ne öğretirdiniz?

Kurs hocası önce başlat menüsünü, klavyeyi ve fareyi öğrettiğinde insanların zorlandığını gördüğümde şaşırmıştım, ancak genel anlamda düşününce ülkemizde herkes üniversite mezunu ya da bilgisayarla içiçe bir yaşam sürmüyor. Zaten bilgisayar ve onla beraber son kullanıcıya ulaşan teknolojinin varlığı 20 küsür önceye dayanıyor.

Yani bilgisayarın şu anki son kullanıcıya ulaştığı (daha doğrusu bir salon kadarki halinden kutuya sığıp evlere girebilir hale geldiği) sürecin başlangıcı 94 yılı civarı. Ben doğduğum zaman icat olmuş bir teknolojinin şu an mühendislik bölümünü okumalıyım. Dolayısıyla bununla biraz daha ileri yaşlarda tanışan insanların aslında ne kadar haklı olduğunu gördüm.

Sadece şu an bu yazıyı yazdığım klavyedeki tuşları (ki eminim alfabetik kısmı hariç gerisini sıradan bilgisayar kullanıcıları bile tam olarak bilmiyordur) öğretmek bile 3 güne mal oldu.

Örnek bir çalışma sayfalarını yayınlayarak ne demek istediğimi anlatayım :

Düşünsenize bir bilmeyen bakış açısıyla ele alırsak, karşımızda bir kutu, elimizde iki tane alet var ve 2 tane aletle onu kontrol etmemiz beklenmekte.

Ders sırasında öğrencilere word anlatılmaya başlandı, konu bir yazıyı kalınlaştırmak büyütmek küçültmek gibi işlevleri tanıtmak…

Hani bilirsiniz önce ilgili yazı seçilir ardından işlemlere başlanır, öğrencinin biri geldi, hocam ( onlara nazaran küçükde olsam bir şeyler öğrettiğimden sağolsunlar hocam diye hitap ediyorlar):

“herşeyi anladım ama şu topla şu şeyi seçmek kadar çok zor onu yapamıyoruz!” dedi 🙂

Tabi şu anki nesil bırakın fareyi kullanmayı oyun için 3200 DPI fare ararken yeni başlayan kişilerin elbette hassas işler başlarının belası oldu.

Yine bir başka öğrenci elleri alışsın diye uzun bir metin yazarken:

“Bunu daha hızlı yazmanın bir kolayı yok mu? Daktilo ile yazarken parmaklarımızı belirli bir şekilde yerleştirince daha hızlı yazılıyordu…” dedi 🙂

Yine mantık olarak daktiloda F klavye standardı olduğundan ve nümerik kısım olmadığından mantıklı bir tahmin olsa da ona yazarak gelişeceğini açıkladığımda gözlerindeki hüzün çok ironikti.

Sözün özü şu aslında, bilgisayar bilene kolay gelmekte, zannettiğim ya da zannedilenin aksine kullanmayı bilmeyen biri için gerçekten karmaşık olabilmekte, ben linux kullanan biri olarak şöyle bir konsolu düşünüp kullanıcıya

“Bilgisayarı açıyorum login oluyoruz ‘ls’ komutu ile nerede olduğumuzu sorguluyoruz ardından ‘cd’ ile giriş…”

Heralde böyle anlatmaya kalksam hiç anlaşılmaz olurdu. Evet belki windows çok sağlam değil, ama şu da bir gerçek windowsun arayüzü gerçekten en son kullanıcı için büyük kolaylıklar getirmiş durumda.

Her ne kadar GNU’cu biri olsam da yazımın sonunda Bill Gates’e bu kolaylıklardan dolayı teşekkür etmem gerekmekte 🙂

Bir dahaki yazımda görüşmek üzere…

 

Windows 10 Geliyor!

Standard

Merhabalar;

Uzun zamandır geliştirilen, 6-7 aydır da teknik önizleme sürümü yayınlanan windows 10 u biraz tanıtmak istedim. Yaklaşık bir buçuk haftadır kullanmaktayım. Görselliğine geçmeden önce deneyimlerimden biraz bahsetmek istiyorum. Öncelikle (bana göre ne yazık ki) metro arayüzü kaldırıldığından sağ üst köşeye masaüstünü istemsizce 1-2 gün kaydırıyorsunuz, ancak alışmak çok uzun sürmüyor. Ben HP bir bilgisayar kullandığımdan bir parça ısınma sorunum mevcut(tu). Linux distrolarında bu sorun ortadan kalkıyorken windows 8 de devamlı bir sıcaklık hissediliyordu. Windows 10 ile bu sorun (demek ki yazılımsalmış) halledilmiş gibi duruyor. Henüz işletim sisteminin bazı kısımları hala ingilizce, tam olarak tercüme edilmemiş durumda yani. (tarzanca bile olsa biraz ingilizceniz varsa anlıyorsunuz gerçi…). Microsoft yine değişiklik yapmak ve insanların alışılagelmişliklerini yıkmak adına baya bir uğraşmış görünüyor. Alt kısıma Metro arayüzünde gelen arama zamanzingosu yerleştirilmiş durumda, bu arama çubuğu hem webde hem bilgisayarınızda girdiğiniz anahtar kelimeyle arama yapabilmenizi sağlıyor. Teknik olarak çoklu masaüstü özelliği gelmiş olsa da pek kullanışlı değil (bence) henüz. Geliştirilebilir ve efektleri daha güzel hale
gelebilir (bkz:KDE). Bilgisayarı başlattığımda (özellikle ilk 1-2 gün) 30 saniye civarında açılıyordu ki normalde 10-15 saniye açıldığını hesap edersek hızlı açılma konusunda sıkıntılı olduğunu söyleyebilirim. (Belki şu an teknik sürümü kullanıyor olmamdandır) Normalde güncelleştirmeler için
4-5 seçenek vardı,

  1. otomatik güncelle
  2. Önemli güncelleştirmeleri otomatik yükle, diğerlerini bana bırak
  3. Güncellemeleri denetle ama yüklemeyi bana bırak
  4. Güncelleme

Şu an kullandığım sistemde 2 seçeneğe inmiş durumda. Ya direk güncelleyecek, ya da yeniden başlatma bildirimi yap ve direk güncelle. Yani kotalı kullanıcı olup olmamanız pek umrunda değil artık windows’un diyebilirim, belki bu teknik sürüm kaynaklıdır o nedenle kesin bir şey söylemem mümkün değil.

Karşılaştığım bir diğer ilginçlik antivirüs konusu oldu. Hangi antivirüsü yüklemeyi denediysem uyumluluk problemi yaşadı. Avast-norton-AVG istisnasız hepsinde aynı uyarıyı aldım. Gerçi incelediğim kadarıyla defender daha bir kullanışlı ve sağlam hale getirilmiş ancak özel antivirüs kuramadım ne yazık ki…

Onun dışında donanımlarımın driver’ları ve kullandığım yazılımlar (office-blender-Photoshop-Visual Studio-MS SQL Server vs.) kurulumda ve çalışmada herhangi bir sorun çıkarmadılar.

Gelelim arayüze;
Masaüstü ekranındaki temel simgeler değiştirilmiş durumda, yeni bir icon pack gelmiş, açıkcası gayet de şık durmuş, klasör vs. görünüşleri gayet güzel, ayrıca default arkaplanlara da yenileri eklenmiş, klasiklerle beraber yeni wallpaperlar da gayet hoş gözükmeteler:

Yüksek çözünürlükte görmek için tıkırdatın

Metro arayüzü kaldırılıp, eski başlata benzeyen ancak metronun küçültülmüşü diye tabir edebileceğimiz şöyle bir başlat gelmiş durumda:

Yüksek çözünürlükte görmek için tıkırdat

Arayüzün bir diğer güzel özelliği ise, temanın sizin koyduğunuz wallpaper’ın ağırlıklı sahip olduğu ana rengine kendine adapte etmesi, ki bence bu muhteşem olmuş.

Bir de bildirimler ve (sanırım) genel kısayollar için sağ tarafta şöyle bir kısayol paneli oluşturulmuş durumda(açıkcası 2 kere bakmak dışında kullanmadım ama olsun yenilik yeniliktir );

Tam çözünürlük için napacağını biliyosun…

Yine sağ panelde farkettiyseniz “tablet modu” diye bir mod eklenmiş durumda, bu moda geçtiğinizde herşey parmak kullanarak ulaşılabilecek duruma geliyor, yeni bilgisayarlardaki dokunmatik ekran nedeniyle getirilen bir özellik ve gayet şık.

Bir diğer yenilikse yıllardır severek kullandığımız denetim masası’na gelmiş. Alışkın olduğumuz denetim masası gitmiş, yerine kontrollerin kategorize edilidiği bir menü gelmiş(ki gayet kullanışlı buldum):

tıklası net gör…

Son olarak (henüz pek kullanışlı olmasa da) çoklu masaüstü özelliği gelmiş, aslında klavye kısayolları atanabilse gayet güzel kullanılabilecekken (belki de ben bulamamışımdır)  sadece alttan (3 kare görüntülü arama çubuğundan sonraki simge) mouse tıklamasıyla aktif olabiliyor olması bence kullanımını kısıtlamış durumda, yine de zamanla geliştirilirse güzel olabilir:

büyütmek için tıkırdat

Son olarak windows’un demirbaşlarından olandan Explorer yerine Project Spartan gelmiş. Kullanımını gayet kolay ve gerçekten seri çalışıyor. Henüz yeni olduğu için bazen uyumsuzluk yaşayabiliyor olsanız da (web whatsapp kullanılmıyor mesela) genel anlamda sade arayüzü, hızlı geçişleri ve arayüzüyle gayet güzel bir tarayıcı ortaya çıkmış durumda:

Genel olarak değerlendirilecek olursa metro arayüzünün gitmemesini tercih ederdim, sırf insanlar alışkanlıklarından vazgeçemedikleri için gayet güzel bir yenilikten vazgeçilmiş olması bence üzücü. İncelediğim kadarıyla windows 10 dada birçok şeyin yerlerinin değiştirildiğini varsayarsak, sevenleri kadar beğenmeyenlerinin de olacağından şüphe yok bence. Elbette zaman gösterecek, yine de güzel bir sürüm olmuş, hele de bir daha yeni sürüm çıkartılmayacakken…(Evet evet çıkmayacakmış, artık devamlı windows 10 geliştirilecekmiş, detayları paylaşacağım.)

Sigara Nedir, Nasıl Bırakılır?

Standard

Merhabalar;

Öncelikle az sonra yazacağım şeylere itiraz etmeden önce, 12 yıllık sigara kullanıcısı olduğumu söyleyeyim. Dolayısıyla, yazdıklarımı okurken, aklınızdan geçen “ben eski tiryakilerdenim” ve “ben artık müptelasıyım” sözlerini pas geçin…

sigara

Benim sigarayla tanışıklığım ilkokul yıllarına dayanmakta. 4. Sınıftan beri kendisiyle dostuz. Bunun anlamı, kendimi bildim bileli sigara içiyorum. Dolayısıyla hayatımda cebimde paketin olmadığı, tadını bilmediğim sigara sayısı pek nadirdir. Marlboro’sundan tutun, prestige’ine, çileklisinden (evet Van’da bulmuştum) tutun da nane aromalısına kadar her tür sigarayı denemişliğim var. Benim sigara sevdam aslında tütüne olan sevgimden öte gelmekte. Ben tütünün kendine has kokusu ve tadını seviyorum. Bu nedenden, son birkaç seneye kadar benim sigarayla olan diyaloğum haftada 1 paket civarında seyretmekteydi. Yani gerçekten zevkine içen bir insandım. Ancak zamanın getirisi üniversite sınavına hazırlık zamanında itibaren günde yarım hatta bazen 1 pakete çıktığım zamanlar olmuştur. Şunu da belirtmek istiyorum, ben sigarayı bırakmadım, hala günde 1 tane içmekteyim, zaten size burada sigarayı bırakmak üzerine nutuk çekmeyeceğim, sigarayı zorunluluk olarak değil, nasıl zevk için içilebileceğini anlatacağım.

Geçtiğimiz ayın 15’inde elektronik sigarayla alakalı bir makale okudum. Bunun üzerine araştırma yaptım. Günde 2-3 paket kullanan insanların sigarayı bıraktıklarına dair birçok yazı okuyunca acaba dedim (hayır bırakmayı düşünmedim) bunu kapalı alanlarda içebiliyor muyuz ?

Sorumun cevabının evet olduğunu öğrenince 1 tane edindim, geldiği gün yağını suyunu doldurup içmeye başladım. Akşam canım sigara istemediği için içmedim. Aslında amacım sigarayı bırakmak değil, kapalı alanda rahat rahat sigara içmek olduğundan sigarayı bırakmak fikri aklımın ucundan dahi geçmemişti.

Ertesi gün uyandığımda ilginç bir şey oldu, ağzımda leş bir tad yoktu, paketimde kaç dal kaldığını hatırlamıyordum, üstelik canım hala sigara istemiyordu. Bu ilginçliğin karşısında şok oldum, akşam sırf bırakmamak adına 1 tane sigara içtim, üzerimde ilk kez kalan kokunun ne kadar ağır olduğunu farkettiğimde gerçekten şaşırdım. Uzun zamandır sigara içtiğimden, sigara koktuğumun ve bu kokunun rahatsız edici olduğunun farkına varmamışım. O günden sonra madem öyle, günde 1 tane içeyim, ama güzelinden içeyim dediğim için gidip bir paket en kalitelisinden (golden Virginia diye Google’dan aratıp okursanız bilgi sahibi olabilirsiniz) tütün edindim, son kez kendime Parliament ısmarladım ( gerçi 15 dalını başkaları içti bana 5 dal içmek nasıl oldu, buna rağmen paketim 1 haftaya yakın gitti.) 15’inden beri elektronik sigara içmekteyim.

1)Peki elektronik sigara madem böylesine etkili neden kullanan sayısı az?

Öncelikle elektronik sigara bakım isteyen bir malzeme. Aynı zamanda bilgi istemekte. Tüm bunların ötesinde birçok kişi önyargıyla ya da kulaktan dolma yalan yanlış (qanqa bunu içince ciğere su doluyormuş! –ee sigara içince ciğere potasyum mu doluyor?) bilgilerle insanlar korkutulduğundan, devlet ise (nedeni bilinmez) yasakladığından pek yaygın değil. İşin maddi boyutuyla size elektronik sigara denemenin neye mal olduğunu hesaplayayım. Ben günde yarım paket sigara içen birisi olarak (Kent Switch içiyordum) bana sigaranın dengeli içtiğim takdirde (kimi zaman bir günde paket biter bunları tamamen göz ardı ediyorum) bana maliyeti 15*7 = 105 TL, bunun içerisinde kullandığım Zippo çakmak, kaybettiğim çakmaklarım, kendime ekşın olsun diye arada aldığım Parlement’ler dahil değil. Yine kaba bir hesap ile bir elektronik sigara setinin bedeli 50 TL (reklam vs. yapıyor demesinler diye adres vs. yazmıyorum, merak eden ulaşırsa adres verebilirim) . Sırf eğlencesine 15 gün bu aleti denemek, bu aletin kendini amorti etmesine kafii demek. Peki normal şartlarda 1 aylık elektronik sigara maliyeti nedir?

Şahsen esirgemeden elektronik sigarayı içmeme rağmen günde 1 ML likiti geçememekteyim. Fazla detaylı açıklamayacağım ama elektronik sigaranın içerisinde çektiğimiz duman görünümlü şey aslında buhardır. Elektronik sigara likiti(içindeki sıvıyı) buhar haline getirerek bize sunar, dolayısıyla sangi sigara içiyormuş gibi simülasyon yaşar kişi. Tek fark, sigaradaki 1000’den fazla kimyasalı kişi vücuduna almaz. Likitin içerisinde bulunan 3 maddeti alır. Bunlarsa;

1)su(bildiğimiz su)

2)Aroma(meyvelerdeki aroma)

3) Nikotin(saf nikotin)

Bunlardan kişinin bünyesine zarar verebilecek tek şey Nikotindir. O da yüksek dozda kullanımda çarpıntı ve terlemeye neden olmakta… Buna rağmen 1 adet atomizer fiyatı (tabii emvai çeşit var, ben normalinden bahsediyorum, işi fanteziye döküp yüzlerce liralığını almamak kaydıyla) 15 tl, 1 aylık 30 MG likit 30 tl, yani 45 TL bir maliyeti var.

Peki hiç mi zararı yok?
Ülkemizde direk(nedense) aforoz edildiğinden kanserojen madde içeriyor başlıklı haberler yayınlanmış zamanında. İşin komiği sanki normal sigara gül esansı içeriyor da elektronik bunu içeriyormuş gibi olayın lanse edilmesi. Gel gelelim, kanserojen madde içerdiğine dair 1 adet araştırma okudum o da eser(çok düşük) miktarda olduğu. Çok basit bir deneyle zarar karşılaştırmasını kendiniz de yapabilirsiniz, sigaradan bir nefes çekin ve ağzınızı peçeteyle kapatıp dumanın peçeteyle süzülmesini sağlayın, gördüğünüz sapsarı peçete, sizin ciğerlerinizin süzdükten sonra dumanda kalan zararlı madde miktarının düşük bir kısmıdır. Aynı deneyi elektronik sigarayla yaptığınızda göreceğiniz tek şey nemli bir peçeteden fazlası değildir .

Yüzlerce çeşit aromatik likit var…

Tadı birebir aynı mı?
Elbette değil, tadının birebir aynı olması demek, aynı maddeleri ihtiva etmesi anlamına gelir. Elektronik sigaranın asıl olayı, sizi sigara ritüelinizden koparmadan sigarayı bıraktırabilmesi.

Sen hala sigara içiyormusun?
Evet içiyorum, ee hani işe yarıyordu dediğinizi duyar gibiyim, aradaki fark şu, ben günde 1 tane, bulabildiğim en kaliteli tütünü ve en kaliteli kağıdı alıp, 1 tane sarma sigara içmekteyim ve o 1 taneden zevk alıyorum (aslında her bitirişimde kalitelisinin bile bıraktığı kokunun rahatsız ediyor olmasını ilginç bulmuyor değilim.)

Sözün özü şu, eskiden sigarayı bırakmak zordu, çünkü bıçak gibi kesmek gerekiyordu, sigaranın içerisinde bulunan nikotin yüksek bağımlılık yaptığından insanlar gerçekten eziyet çekiyorlar ve kimisi bir süre sonra başlıyordu. Artık bana göre bu zorluk ortadan kalktı. Sigarayı bırakmak için yol basit, elektronik ve çok çok daha zararsızını içip, hem sigarayı bırakıyorsun hem kesene zararı kalmıyor hem kapalı mekanlarda sigara içebiliyorsun hem de vücuduna zararı yok denecek kadar az…

Not: herhangi bir elektronik sigara firması/kurumuyla hiçbir alakam yok, bu yazdıklarım tamamen kişisel görüşümdür.

 

 

Sessiz Gelişen bir Distro, Manjaro

Standard

Yaklaşık 4 yıldır linux kullanmaktayım ve gerçekten linux kullanmaktan haz duyan birisiyimdir. Konsolla cebelleşip günlerce ekran kartını tanıtma da yaşadığım zorlukları, wifi problemlerini, wine ile photoshop ilk kez photoshop’u açtığımdaki heyecanı dün gibi hatırlıyorum. Elbette linux, kullancısı sayısı az bir işletim sistemi, zaten insanların %80-90’ı bilgisayar = Microsoft algısına alıştığından linux bilen kişilerden bir de Manjaro’cuları seçmeye kalktığımızda gerçekten küçük bir rakamla karşılaşıyoruz.

Şimdiye kadar elimden 10’larca dağıtım geçti desem yeridir. Elbette hepsi değerli, kimisi fedora sever, kimisi ubuntu, ben yaklaşık 1 yıldır Manjaro kullanmaktayım ve gerçekten hızlı geliştirilen ve aşırı kullanışlı bir dağıtım.

Bir kere dağıtımı özel kılan özelliklerden birisi Arch tabanlı oluşu. Bilenler vardır, Arch aslında yüksek konfügrasyon ayarları olan, daha çok bilinçli ve tecrübeli kullanıcılara hitap eden bir dağıtımdır. Zaten hedefi de bu olduğundan fazla ses çıkarmaz genelde arch kullananlar, kullanır geçerler 🙂

Oysa Manjaro, Arch tabanlı, üstelik çok daha rahat kullanım imkanı sunan bir sistem, kurulumunda sizin için ekran kartı konfügrasyonunu 1 çırpıda halleden, donanımlarda genellikle problem çıkarmayan, muhteşem sadelikte ve profesyonel görselliğe sahip bir dağıtımken neden tercih edilmediğini bir türlü anlayabilmiş değilim.

Aslında bir çok linux kullanıcısının Manjaro’dan haberi yok. Ben de şans eseri kendisine bir şans tanıdığım için tanışma fırsatım oldu. Kendisi de zaten tazecik, şu an 0.8.13 sürümündeler, henüz 1.0  çıkarmış değiller. Acaba 1.0 ile ne çıkaracaklar büyük meraklarımdan birisidir. Tüm bunların yanında Manjaro’nun sağlam bir geliştirici ekibinin olması sevindirici. üstelik bunlardan biriside türk. Kendisi özellikle bir yandan forumla, bir yandan facebook sayfasıyla bir yandan dağıtımla ilgilenmekte. Kendisini de azminden dolayı takdir ediyorum.

Manjaro birkaç arayüze sahip aslında:

Umarım ülkemizde Manjaro kullanıcıları artar ve böylesine güzel bir dağıtım tanınır. Bu sayede hem dağıtımın gelişmesine katkı sağlanmış olur, hem de insanlarımız için kolaylık olur 🙂

Etkinlik Var, Gelen Yok?

Standard

Neredeyse yarım dönemdir Yalova Üniversite’sinde Oyun Programlama ve Animasyon Kulübü başkanlığı yapıyorum. Kulübü açan değilim ama kulüp için didinmiyorum desem kendime haksızlık etmiş olurum…

İnsanlara “Blender kursu açsak gelirmisiniz?” sorusunu sorduğumda herkesten “Aaa blender, modelleme değil mi? tabii ki gelirim!” tepkisini aldım. Bu dersi veren hoca ile görüşüp kursu açtık, İlk hafta 15-20 kişilik bir sayıyla güzel bir giriş yaptık, sonra? sonrası yok…

İnsanlara bu tarz etkinliklerden bahsedince hemen “ders” gözüyle bakılmakta. Kimse bu tarz etkinlikleri hobi olarak görmüyor. Final haftası herkes finalimiz var diye iptal edilmesini istedi, hoca sağolsun eyvallah dedi, ee finalden sonraki hafta? Kardeşim sen finalden sonraki haftada tatile gidiyorsun onu napıcaz?

Bir kısım finalden sonra gelmiş ( Bir kısım derken aklınıza büyük rakamlar gelmesi 4-5 kişi) bir sonraki hafta (yani bu hafta) gelen sayısı 5, sonuç?

Kendinizi hocanın yerine koyun, milyarlık ders veriyorsun talep yok, neden kurs açasınız? En basitinden şu an bir mimari çizimin bedeli 500-600 lira taban fiyattan başlıyor, milyarlık bir konudan bahsediyorum aslında. Tabii ki her üniversitede olduğu gibi bizim de etkinlik algımız ;

if(dersle_alakali_etkinlik = true)
ozenle_takip_et();
else
canin_sıkılırsa_git();

Algoritmasına göre işlediği için, hem hocamız şevkini kaybetti hem de böylesine hem zevkli hem de 3. sınıfta ders olduğunda bölüm öğrencilerinin de işine yarayacak bir eğitim fırsatı kaçıp gitmiş oldu. Velhasıl blender kursu ne yazık ki kapandı…

Meraklısına en son geldiğimiz modelleme :