Yazılımcının Nirvanası – Linux Yaz Kampı

Standard

Merhabalar,

Bir süredir askerden dönmüş olmama rağmen hayat koşturmacasından yazmaya fırsat bulamıyordum. Ancak canıma tak etti ve Mustafa Akgül Özgür Yazılım Kampı’da kapımıza dayanmışken, daha önce hem öğrenci hem de eğitmen olarak bulunduğum bu kamp hakkında nacizane yeni yeni bu kampla tanışmış kişiler için birşeyler yazmadan edemedim.

Okumaya Devam Edeyim Bari…

Kısa Dönem Askerlik 101 (Jandarma)

Standard

Merhabalar;

6 aylık kısa dönem askerliğimin bitişinin ardından bir dolu anı ve gururla dönüşümün ardından askere gitmeden önce yaptığım araştırmalardan yola çıkarak, henüz gitmemiş kişilere bir rehber hazırlamamın uygun olacağını düşündüm. Zira birçok kaynakta şunları bunları götürün, şöyle böyle yapın derken aslında birincil bir gözden hangi ihtiyaçların gerçekten ihtiyaç hangilerinin gereksiz olduğu konusunda büyük kararsızlıklar yaşamış birisi olarak, doyurucu bilgiye bir türlü ulaşamamıştım.

Başlıklar halinde inceleyerek okumanızı kolaylaştırmak adına, sadece belirli konulara merak sardıysanız ilgili bölümleri okuyabilirsiniz.

  1. Askerlik Öncesi Hazırlık Süreci
  2. Askere Giderken Alınması Gerekenler
  3. Acemilik Dönemi
  4. Askerde Telefon Serbestiyesi
  5. Usta Birliği
  6. Rütbeliler ve Rütbelilerin Genel Tavırları
  7. Mahkumlara ve Şüphelilere Yaklaşım
  8. Silah Kullanımı ve Bakımı
  9. Askerliğin Olmazsa Olmazı Küfür
  10. Bilgisayar Mühendisleri İçin Askerlik
Okumaya Devam Edeyim Bari…

Motosiklet Edinme Süreci

Standard

Merhaba,

Yaklaşık 1 hafta önce sahip olduğum scooter’dan sonra, şehirlerarası yolculuk yapmamada imkan tanıyan, daha güçlü bir motor edinmek istedim. Fazla uçan kaçan, süper Sport modellerdense gönlümü Cruiser tarzına kaptırdığım için birkaç aydır modeller ve bu modellerin artı/eksilerini inceleyerek geçiriyordum. Sonunda minimum problem çıkaran, yeni yol arkadaşım Hyosung GV250 modeline karar kıldım. Bir süredir sahibinden üzerinden ilanları takip ediyordum, ta ki motorumu görene kadar. Gördüğüm anda “bu benim için ideal” dedim. Elbette sıfır aile desteği geldi isteğime. “Bol bol 2 teker tehlikeli, 4 teker iyidir, napcan olm karda kışta binemezsin, bizim bir arkadaşın falancası kullanıyormuş 280 ile giderken bariyerlere çarpmış sakat kalmış” korkutmacası dinledim. Bunları geçtikten sonra “Genç adamsın, al bir araba, rahat edersin, açarsın kaloriferi, artık koca adam oldun boşver motoru, sen o motoru nasıl taşıyacaksın/kontrol edeceksin, bak ölürsün” telkinlerini de atlatınca sıra geldi motosikleti almaya…

Okumaya Devam Edeyim Bari…

Motosiklet Aldım !

Standard

Merhaba;

Yaklaşık 5 senedir aktif olarak araç kullanan ve motosikletleri tehlikeli aletler olarak gören ben tatlı mı tatlı bir motosiklet sahibi oldum. Aslında olayın başlangıcı, İstanbul’da ev aramam ile başladı. Bu sırada emlakçıların birisine artçı olarak bindim. Beni bakmaya götürdüğü eve giderken fark ettim ki İstanbul trafiğinin o keşmekeşine en sağlam çözüm az yakan çok kaçan, ailemi de korkutmayacak çapta bir scooter. Başlangıçta 150 CC bir motor fikriyle yola çıktıysam da, henüz tek bir metre motosiklet tecrübemin olmayışı ve İstanbul trafiğinin “intermediate” seviye şoförlük bilgisi gerektirmesi nedeniyle, otomatik vites olan scooter en mantıklı tercih olarak gözüktü bana. Okumaya Devam Edeyim Bari…

Azim Yaşta Değil Baştadır!

Standard

Merhabalar;

Biliyorsunuz, bu gün 1 nisan. İnsanların birbirlerine şaka yaptıkları, eğlendikleri günlerden biri. Peki 1 nisan şakası nereden gelmektedir? İşte hikayesi;

1 Nisan için bilinen en eski 1 Nisan hikayesi, 1 Nisan şakalarının çıkış tarihini şu şekilde anlatır. 15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu İspanya’daki Endülüs Müslümanlarının son kalesini (Gırnata) kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir.

Okumaya Devam Edeyim Bari…

Lanet Olası İşaretler ve Sistemler Notları(PDF)

Standard

Merhabalar;

Normalde bloğumda bu tarz “bilgisayar”dan uzak, mühendislik temelli dersler ile alakalı paylaşımlar yapmazdım. Ancak bu dersin benim nazarımda yeri ve hikayesi bir başka.

Kendisini ilk aldığım hoca, 35 ile beni bu dersten ilk sene bıraktı. Sadece 10 saniye önce dalgaların üst üste binmesinden kaynaklanan yapıyı anlatırken 10 saniye sonra beyindeki sodyum potasyum dengesine dair apayrı bir konuya geçebilecek kapasitede bir hocaydı. Belki kötü bir hoca değildi, ancak bu dersi anlatmak yerine konuyu aşırı genişten alması sebebiyle dersi anlaşılması imkansız hale getirmekte de üzerine olmamıştı. Okumaya Devam Edeyim Bari…

Elektronik Sigarada SS316L tel kullanımı

Standard
Almadan önce biraz araştırsam da derli toplu bir kaynak bulamadığım için yazmak istedim. Öncelikle yazacaklarım 28ga UD SS 316 L tel ve Fiber Freaks pamuk ile denemem sonucu elde ettiğim deneyimlerdir;
Teller elime geçtikten sonra, teli 6 sarım 2,5 mm kurocoiler ile troy1x üzerinde denedim. Telin direnci kanthal’a göre neredeyse yarı yarıya. Aynı sarımda kanthal a1 28ga ile 1 ohm elde ederken, SS ile 0.54 gibi bir değer elde ettim. Aklıma bu tel dry burn yapılır mı sorusu geldi. Biraz araştırdıktan sonra yurt dışında yapılabileceği herhangi bir zararı olmadığını öğrendim;

Okumaya Devam Edeyim Bari…

2015 Linux Yaz Kampı – PHP

Standard

Merhabalar;

17 günlük ağır ama eğlenceli bir kamp süresinin ardından fikirlerimi yazmasaydım, kampa ve katılan herkese haksızlık olmuş olurdu sanırım 🙂

15 gün boyunca günlük işleriniz tamamen askıya alınmışcasına tek birşeye odaklanıyorsunuz, o da seçtiğiniz kursun dersine. Sabah 9:30 da derse girdikten sonra 12:30 da gözünüzü açıyorsunuz, “hadi yemek yiyelim, 2 sohbet edelim” diye 2:00 ye kadar oyalanıyor, sonra bir daha derse başlıyorsunuz, 5:30’da tekrar ara veriliyor, akşam yemeğinin ardından 7:30’da ders başlayıp, normalde 9:30 da ders bitiyor ancak sınıfın durumuna bağlı olarak 10-11 civarı genellikle gün bitişi oluyor. (“genellikle”, Engür hocanın sınıfındaysanız canlı casino sıkı giyinin, zira bırakın 9:30’u o muhabbet 11 e rahat uzuyor)

Kampın belki de en güzel özelliği, insanlarının enerjik olması. Yani üniversitede/lisede herhangi bir sınıfa bırakın 12 saat eğitim vermeyi, 4-5 saat verildiğinde bile insanlar çökerken, burada insanlar 12. saatte bile gülüp/eğleniyor, hala o ekranllara bakıp birşeyler kodluyorlar. Ortamdanmıdır ya da not kaygısı olmayışındanmıdır bilinmez, yurda gittiğiniz de beynininiz oyun hamuru kıvamında olduğundan duş alıp yatabilecek kadar kişisel algoritma yazabiliyorsunuz, bir tık üstüne zorlayıp biraz da yurtta çalışayım derseniz artık beyin kendini korumaya alıyor ve kitlenebiliyorsunuz 🙂

Kampın bir diğer güzelliği, (belki de benim katıldığım 2 sene böyle olmuştur), insanlardaki muhteşem sıcaklık, yani 5 dakika önce tanımadığınız biri, 5 dakika sonra sohbet ettiğiniz ve kafanızın uyuştuğu biri halini alabiliyor, mesela:

https://twitter.com/linuxcu/status/630090636981633024/photo/1

Bu 2 arkadaş ile otobüste, çantalarımız münasebetiyle tanıştık, herkes yorgun yurda dönerken “beyler/bayanlar, linuxcuyuz o çantaları elbette taşıyacağız!” deyip, yaklaşık 10-15 laptop tehlikesi altında ezilmeyi göze alabiliyor insanlar 🙂 canlı casino Elbette kendileriyle sonradan sohbetimiz ilerledi ve harika insanlar.

Kampta hep ders mi oluyor?
“Elbette hayır” demeyeceğim, çünkü evet 🙂 Siz bilgisayar başında olup kod yazmayı ders olarak kabul ediyorsanız, yani okulda kod yazarken aklınızın bir köşesinde “bitse de gitsek…” duruyorsa, zaten kampta acı cekersiniz çünkü kamptaki ders veren insanların geneli “bilgisayar” ile alakalı konularda beyninizle futbol maçı yapacak derece de bilgili oluyor. (bknz: Engür Pişirici, Doruk Fişek, Mustafa Akgül ve ismini sayamadığım her hoca) Bir de bu bilginin getirisi, üniversitedeki hocaların sahip oldukları ego yerine öğretme arzusu olduğunda, ortaya günlük 12 saat ders veren, yazın en cafcaflı 15 gününü karşılıksız olarak hibe edip gelen  muhteşem insanlarla şölene dönüyor.

Bu kadar anlatıyorum ancak aksilik hiç mi yoktu?
300 kişinin bir ortamda olması demek elbette aksilikler olacak demek, mesela bu yıl yurt-okul arası erkek öğrenciler için hele de otobüscü abilerle tanışana kadar tam bir eziyet olabiliyordu. Sabah 160 kişi saat 9:00 ‘da bir durakda otobüs beklemeye kalkınca, haliyle Bolu Belediyesi olaydan ilk birkaç gün habersiz olduğundan 20 dakika otobüs bekleyip 3. otobüsün içerisinde fermantasyon yaparak 15 dakika geçirmişliğim var, tabii bu da bizim için ayrı bir zevklimiydi? şüphesiz, zaten ilk birkaç günden sonra otobüscü abiler ile anlaşıp sabah ard arda 3 otobüs gelmesiyle sorunu çözdük, akşam dönüşlerinde çaktırmadan rotalarından sapıp bizi yurdun kapısına kadar bırakan şoför abilerimize çok teşekkür ederiz, gaza gelip otobüsü diskoya çevirmelerinden bahsetmiyorum bile… 🙂

Peki 15 gün boyunca sabah akşam ders-ders-uyku-ders mi yaptık? Elbette arada bir geek havasında eğlenmekte kaçınılmaz oluyor :

https://twitter.com/linuxcu/status/630083617998434304/photo/1

https://twitter.com/SeymaSarigil/status/630449814698885120/photo/1

https://twitter.com/fthsrn/status/631873722333401088/photo/1

Elbette biraz da katıldığım kursdan bahsetmezsem Uğur ve Ömer hocama haksızlık olur, çılgın replikleri ve mimikleriyle Uğur Hoca’nın (sözde 2 günlük geldiği ) 15 günlük kamp süresince yaptığı türlü ekşınlarla dersin renklenmesi, gece 9:45 de biz dinlemekten yorulmuşken onun hala aynı enerjiyle bizlere birşeyler anlatma gayreti, Ömer hoca’nın “hekır” havası ve arada gaza gelip çatır çatır yazıp bizleri dumur etmeleri büyük eğlenceler. Maddi hiçbir beklentileri olmadan insanların buraya gelip yıllık tatillerini yeni beyinlere ayırmaları, öğrendiklerini aktarma gayretleri gerçekten takdir edilesi. Eğer yazın 15 gününüz varsa kesinlikle kampa gelmeli, bu ortamı yaşamalısınız. Kampa gelirseniz mutlaka hocalarla tanışın, Gerçi Uğur hocayla tanışmak için ek bir gayret sarfetmenize gerek yok, o sizi bulur. ortamda durmadan konuşan ve oraya buraya zıplamak suretiyle insanların “bu kim? .s” sorusuyla önce dumur olup sonra sohbete başladığı heyecanlı kişi kendisidir 🙂 .

Elbette burada yazdıklarım, yaşanılanların %1’i bile değil, ama umarım sizlere bir ön-fikir oluşturmuştur. Tekrardan tüm hocalarıma teşekkür ederim, bilhassa her konuştuğumda kendimi başka diyarlarda bulduğum Engür Pişirici’ye saygılarımı sunar, Linux Kullanıcıları Derneğine ve İNETD’ye böyle bir etkinlikte olmamızı sağladıkları için minnettarım…

Bir sonraki kampta (belki de bu sefer eğitmen olarak) görüşmek dileğiyle…

LYK2015-PHP

Bilgisayar Kullanmak Zor Mu?

Standard

Merhabalar;

Yaklaşık 12 senedir bilgisayarla tanışıklığımız var yakın arkadaşlığımız devam etmekte. Her zaman şunu düşünürdüm, “zaten bir fare bir klavye var, neyin kursuna gidiyor insanlar ? Bilgisayar’ı öğrenmek ne demek? Alırsın karşına başlarsan kullanmaya…”

Okul bitti ve eve ve (çok şükür büt heyecanı yaşamadan) eve döndüm.Annem Halk Eğitim’de bilgisayar kursu olduğunu söyleyince, tabii gitmesi taraftarı oldum. Bilgisayar ile ilgili işlerde ben yardım etsemde kendisinin hevesini bildiğimden hem de “neden kendi işini yapacak kadar öğrenmesin?” düşüncesinde olduğumdan o da beni kırmadı başladı kursa.

Bende  “madem evdeyim, bir gidip bakayım neler öğretiyorlar?” diye merak edip kursa gittim. Kursa 1,5 haftadır annemle beraber devam etmekteyim, sağolsun bilgisayar hocası, benim bilgisayar mühendisliği öğrencisi olduğumu öğrenince ayrı bir sevindi ve dersleri beraber anlatır olduk.

Hem ders anlatırken hem de insanlara yardım ederken şunu farkettim “Bilgisayar gerçekten kullanılması zor bir alet”miş. Bu zamana kadar ki tüm düşüncelerim silindi. Karşınıza hiç bilgisayar kullanmamış birini aldığınızda ilk ne öğretirdiniz?

Kurs hocası önce başlat menüsünü, klavyeyi ve fareyi öğrettiğinde insanların zorlandığını gördüğümde şaşırmıştım, ancak genel anlamda düşününce ülkemizde herkes üniversite mezunu ya da bilgisayarla içiçe bir yaşam sürmüyor. Zaten bilgisayar ve onla beraber son kullanıcıya ulaşan teknolojinin varlığı 20 küsür önceye dayanıyor.

Yani bilgisayarın şu anki son kullanıcıya ulaştığı (daha doğrusu bir salon kadarki halinden kutuya sığıp evlere girebilir hale geldiği) sürecin başlangıcı 94 yılı civarı. Ben doğduğum zaman icat olmuş bir teknolojinin şu an mühendislik bölümünü okumalıyım. Dolayısıyla bununla biraz daha ileri yaşlarda tanışan insanların aslında ne kadar haklı olduğunu gördüm.

Sadece şu an bu yazıyı yazdığım klavyedeki tuşları (ki eminim alfabetik kısmı hariç gerisini sıradan bilgisayar kullanıcıları bile tam olarak bilmiyordur) öğretmek bile 3 güne mal oldu.

Örnek bir çalışma sayfalarını yayınlayarak ne demek istediğimi anlatayım :

Düşünsenize bir bilmeyen bakış açısıyla ele alırsak, karşımızda bir kutu, elimizde iki tane alet var ve 2 tane aletle onu kontrol etmemiz beklenmekte.

Ders sırasında öğrencilere word anlatılmaya başlandı, konu bir yazıyı kalınlaştırmak büyütmek küçültmek gibi işlevleri tanıtmak…

Hani bilirsiniz önce ilgili yazı seçilir ardından işlemlere başlanır, öğrencinin biri geldi, hocam ( onlara nazaran küçükde olsam bir şeyler öğrettiğimden sağolsunlar hocam diye hitap ediyorlar):

“herşeyi anladım ama şu topla şu şeyi seçmek kadar çok zor onu yapamıyoruz!” dedi 🙂

Tabi şu anki nesil bırakın fareyi kullanmayı oyun için 3200 DPI fare ararken yeni başlayan kişilerin elbette hassas işler başlarının belası oldu.

Yine bir başka öğrenci elleri alışsın diye uzun bir metin yazarken:

“Bunu daha hızlı yazmanın bir kolayı yok mu? Daktilo ile yazarken parmaklarımızı belirli bir şekilde yerleştirince daha hızlı yazılıyordu…” dedi 🙂

Yine mantık olarak daktiloda F klavye standardı olduğundan ve nümerik kısım olmadığından mantıklı bir tahmin olsa da ona yazarak gelişeceğini açıkladığımda gözlerindeki hüzün çok ironikti.

Sözün özü şu aslında, bilgisayar bilene kolay gelmekte, zannettiğim ya da zannedilenin aksine kullanmayı bilmeyen biri için gerçekten karmaşık olabilmekte, ben linux kullanan biri olarak şöyle bir konsolu düşünüp kullanıcıya

“Bilgisayarı açıyorum login oluyoruz ‘ls’ komutu ile nerede olduğumuzu sorguluyoruz ardından ‘cd’ ile giriş…”

Heralde böyle anlatmaya kalksam hiç anlaşılmaz olurdu. Evet belki windows çok sağlam değil, ama şu da bir gerçek windowsun arayüzü gerçekten en son kullanıcı için büyük kolaylıklar getirmiş durumda.

Her ne kadar GNU’cu biri olsam da yazımın sonunda Bill Gates’e bu kolaylıklardan dolayı teşekkür etmem gerekmekte 🙂

Bir dahaki yazımda görüşmek üzere…