Yazılımcının Nirvanası – Linux Yaz Kampı

Standard

Merhabalar,

Bir süredir askerden dönmüş olmama rağmen hayat koşturmacasından yazmaya fırsat bulamıyordum. Ancak canıma tak etti ve Mustafa Akgül Özgür Yazılım Kampı’da kapımıza dayanmışken, daha önce hem öğrenci hem de eğitmen olarak bulunduğum bu kamp hakkında nacizane yeni yeni bu kampla tanışmış kişiler için birşeyler yazmadan edemedim.

Kampla ilk tanışmam GNU/Linux sistem yönetimi 1 aldığım hazırlık sınıfına dayanıyor aslında. Özgür yazılım dünyasıyla henüz tanışmış körpecik bir öğrenciyken bu dünyanın kapısını aralamak aklımı başımdan almıştı. Alıştığımız konfor alanından uzaklaşıp, filmlere konu olan o siyah/yeşil ekranda ilk kez “sudo apt-get update” yazıp ekranda akan yazıları gördüğümde kendimi bir miktar hacker hissetmedim desem yalan olur 🙂

Gel gelelim ilk sene benim gibi yerinde duramayan bir öğrenci açısından ne kadar keyifliyse, bana GNU/Linux anlatıp, bitmez tükenmez sorularımı yanıtlamaktan iflahı kesilen, bittabi yakasından düşmediğim hocam Emre YILMAZ hoca içinse aynı şeyleri söyleyebilir miyim bilemeyeceğim.

İlk yıla dair hatırladığım en net anımsa, şu an herkese anlatıp kendimi madara etmekten çekinmediğim dağıtım üzerine hoca ile tartışmamdı.

Henüz kampın ilk günü, genellikle sınıflarda eğitimin gidişatına göre dağıtımlar kurulur. Kimi sınıflar ubuntu kurarken, kimileri Debian, kimileri CentOS kurarlar. Hocamız bizden “Debian” kurmamızı istediğinde öfkeden deliriyordum, çünkü kendisinin bilgisayarı açılırken çaktırmadan baktığım işletim sistemi “Debian” değildi. Hocanın yanına gidip, neden benim onun bilgisayarındaki işletim sistemini kuramayacağımı sorduğumda “herşeyin bir zamanı var, biraz sabırlı olmalısın.” cevabını alınca gençliğinde verdiği hararetle sinirden deliye dönüp dersinde ara vermesiyle terasta kıpkırmızı bir suratla sağa sola yürüyüp sigara içiyordum. Arkadan bir ses geldi “Hayırdır, bir sorun mu var?”, arkamı döndüğümde bu gün bir kült olan sandaletler, üzerindeki kapri ve PHP tshirtiyle karşımda eğitmen kimlikli birisi duruyordu. O an için kim olduğunu bilmeyerek, “Hocayla anlaşamıyoruz, kendisi iyisini kullanıyor, bize kötüsünü kurduruyor!” diye neredeyse öfkeden gözlerim dolmuşcasına cevap verdim. Kendisi benimle uzun uzun ama sabırla konuşup beni sakinleştirdikten sonra sınıfıma dönmüştüm.. O gün dilimden anlayan birine denk gelmem sanırım kamptaki en büyük şansımdı. Pek tabii bu sandaletli adamın işlemci mimarisinden işletim sistemlerine, yürüyen kütüphane olan Engür PİŞİRİCİ olması benim için büyük bir tesadüf olmuştu 🙂

Hocamınsa kurmam için zaman gerek dediği işletim sistemi ise Gentoo’ydu. Kurulumuna dair gereken adımları şuradan okursanız, yeni başlayan birisinin intihar etmesini önlemeye çalıştığını anlamak pek zor olmasa gerek 😀

Aslında Gentoo, üst düzey bilgili kullanıcıların, bilgisayarlarına özel distro oluşturmalarına benzer şekilde paket derlemeleri manuel yaptıran, hayli konfigürasyon gerektiren bir işletim sistemi olduğundan (kendisi ayrıca bir yazı konusu olur hatta bir yazıya sığmaz) özetle hocam ilk günden onunla uğraşıp hevesimin kırılmasını istememişti. Kendisine hala sabrı için teşekkürü borç bilirim.

Bir sonraki yıl PHP eğitimine gitmeye karar verdim, öğrenci olarak felsefem, bir alanda uzmanlaşmadan önce her çiçekten bal alma felsefesine dayanıyordu ve web alanında en yaygın olan PHP’yi gözüme kestirmiştim. Günümüzün peeeek karanlık heykırlarından Ömer ÇITAK ile de bu sayede tanışmıştım. Yine kapri + sandalet kombinine ek bu sefer bir de daha Phpmyadmin kurarken bakın burada şu acıkları kapatarak, Phpmyadmin’i dikkatli kurmalısınız, yoksa sizi canlıda üzerler diyen Ömer ile başlayan eğitim, 2 günlüğüne kampa gelen, sonrasında gitmeyi bir türlü başaramayan Uğur ARICI ile devam etmişti.

Kapıdan içeri giren hafif göbekli (bu betimleme nedeniyle Uğur’dan azar yemeyi şimdiden kabul ve taahhüt ederim), yerinde durmakta problemler yaşayıp, ellerini sallayarak şlak şlak sesleri çıkaran bir adam gelip, “kapatın bilgisayarları size pehape anlatacam” diyince şaşırmıştık. O gün boyunca klavyeye elimiz değmedi. Üstelik Uğur hoca teknolojiden de bahsetmiyordu, yazının icadından, kralların haberleşme metodlarından bahsediyordu ve biz daha bir gün önce Phpmyadmin’in zaafitleri ile birlikte kurulumunu yaparken, böyle teorik(sandığımız) bir hocayla rastlaşınca sıkılıverdik. Hemen tabii Ömer Hoca’ya “hocamm, biz bu hocayı sevmedik, sizinle devam edebilir miyiz lütfen” diye serzenişte bulunmayı da ihmal etmedik. Buna rağmen ertesi gün Uğur hoca geldi, ancak bu sefer “ekranları kapatın size Pehape anlatacam” demek yerine, laptopunu açtı ve anlamını bilmediğimiz birkaç satır kod yazdıktan sonra ekranda bir blog belirdi. (Sonradan konuşurken, Laravel’de şov yapmadan onu dinlemeyeceğimizi farkedince gövde gösterisi yaptığını ayrıca itiraf etmiştir :D) tabii biz birkaç satırla bir site yazan bu hocadan etkilenmekte gecikmedik. Aynı günün akşamı Uğur hoca bu sefer anlattığı tüm hikayelerin, bu gün kullandığımız teknolojilerin yaratılırken nasıl da onlardan feyz alınarak kodlandığını anlatıp, konuları birbirleri ile ilişkilendirdiğinde, amiyane tabirle hepimizin beyni kulaklarından akmaya çoktan başlamıştı.

2 günün sonunda Uğur hoca “ben gidiyorum arkadaşlar” dediğinde, yakasına yapışıp, “gitmeseniz” diye Shrek’teki kedi gibi bakan bir sınıf dolusu öğrenciyi kırmadı ve kampın sonuna dek eğitime eşlik etti 🙂

Bir önceki sene öğrenci olarak gittiğim kampa sonraki sene eğitmen olarak katılıp Uğur hoca ile birlikte öğrenmeye kendim gibi hevesli insanlarla devam ettiğimdeyse pek mutlu ve gururluydum.

Geçen yıl askere gitmeye karar verdim. Askerlikten önce kendime birkaç ay tatil süresi ayırıp, bu süre zarfında teknolojiden biraz uzaklaşmaya niyetlenmiştim ki, bu yıl 700’den fazla kişinin Özgür yazılımla tanışıp, bu atmosferi solumasına vesile olan Mustafa AKGÜL hocamızın vefatı ile tatilin Bolu’da devam etmesinin çok daha doğru olacağına karar verdim. Kendisi, son kez öğrenci olarak katıldığım kampın son günü, kapanış konuşmasında bize dönüp şöyle bir konuşma yaptı(cümleler tam olarak aynı olmayabilir, teşbihte kusurum var ise affola…) “Arkadaşlar, burası canlı bir ekosistem, sizler bu yılın öğrencileri olarak bu eğitimi aldınız. Bir sonraki jenerasyona öğrendiklerinizi aktarmakta sizin borcunuz. Peki kimler bir sonraki yıl buraya eğitmen olarak gelecek?” dediğinde salonun üçte biri el kaldırıyordu. Mustafa hoca ise tebessüm ederek şu cümleyi kurdu; “Bu gün burada el kaldıranların yüzde beşi sözünde dursa, Özgür yazılım için kafiidir…”

Bu sözün içime işlemesinden mütevellit, tatilimi biraz erken sonlandırıp geçen yıl 15 gün boyunca eğitmen olarak kampta bulunmak istediğimi bildirdim. Yaklaşık 8 kişilik bir python eğitmen grubu olarak 4 sınıf açarak geçen yıl Python alanında şov yapmıştık . Bir tarafta Django, diğer tarafta iki tane python birinci seviye ve bir tane de ikinci seviye eğitimle resmen kampı işgal ettik 🙂

Velhasıl, bu gün eski adıyla GNU/Linux Yaz Kampı, yeni adıyla Mustafa AKGÜL Özgür Yazılım Kampı, hiçbirşey bilmeyen bir hazırlık öğrencisi olan beni, bu gün Huawei’de bir mühendis olarak çalışmama kadar ki süreçte her daim etkili oldu.

Açıkcası ben 2 saatlik uykuyla sabah 9’da kodlamaya başlayıp, gece 12’de , 15 saat koşturduktan sonra ve sınıfı kapatan güvenlik görevlisine rağmen, merdivenlerde Apache sunucusu kuracak enerjiye sahip başka bir ortam görmedim. Havasından ya da esmesinden midir bilinmez, Bolu ve (kendilerine bizleri her yıl ağırladıkları için minnettar olduğumuz) İzzet Baysal Üniversitesi’nin farklı bir ambiyansı olduğundan mı bilemiyorum.

Bu yıl çalışıyor olmamdan dolayı ancak hafta sonları katılım sağlayabileceğim. Ama hafta sonları erinmeden 300 km git/gel yapmayı göze alıp, kampa kaçmaktan vazgeçmeyeceğim 🙂

Python 1 sınıfının bana hediye ettiği, şimdi de evimin baş köşesinde yerini koruyan mini motosikletim. (Her konuyu motosiklet üzerinden anlatırken, hepsine uzun yıllar yetecek motosiklet bilgisi de ekstra olarak verilmişti 😀 )

Özetle, eğer çay içtiğiniz kafenin masalarının birinde yeni çıkan kernel sürümünün özelliklerinin konuşulduğu, öte yandaki masada yılların bitmeyen geyiği Python’mu/PHP’mi tartışmasının hararetle ama bir o kadar komik olarak döndüğü, muhtemelen kafenin dış tarafında Engür hocanın, hiç bilmediğiniz bir konuda hiç ummadığınız şekilde beyninizi erittiği bir ortamdan benim gibi keyif alanlardansanız, bu kampı kaçırmamanızı tavsiye ederim. İnanın yolda yürürken nesne tabanlı programlama üzerine konuşan iki kişiye rast gelip suratınıza yayılan ebleh gülümseme hissini yaşamak paranın satın alamayacağı duygulardan 🙂

Kampta görüşmek dileğiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir