2015 Linux Yaz Kampı – PHP

Standard

Merhabalar;

17 günlük ağır ama eğlenceli bir kamp süresinin ardından fikirlerimi yazmasaydım, kampa ve katılan herkese haksızlık olmuş olurdu sanırım 🙂

15 gün boyunca günlük işleriniz tamamen askıya alınmışcasına tek birşeye odaklanıyorsunuz, o da seçtiğiniz kursun dersine. Sabah 9:30 da derse girdikten sonra 12:30 da gözünüzü açıyorsunuz, “hadi yemek yiyelim, 2 sohbet edelim” diye 2:00 ye kadar oyalanıyor, sonra bir daha derse başlıyorsunuz, 5:30’da tekrar ara veriliyor, akşam yemeğinin ardından 7:30’da ders başlayıp, normalde 9:30 da ders bitiyor ancak sınıfın durumuna bağlı olarak 10-11 civarı genellikle gün bitişi oluyor. (“genellikle”, Engür hocanın sınıfındaysanız canlı casino sıkı giyinin, zira bırakın 9:30’u o muhabbet 11 e rahat uzuyor)

Kampın belki de en güzel özelliği, insanlarının enerjik olması. Yani üniversitede/lisede herhangi bir sınıfa bırakın 12 saat eğitim vermeyi, 4-5 saat verildiğinde bile insanlar çökerken, burada insanlar 12. saatte bile gülüp/eğleniyor, hala o ekranllara bakıp birşeyler kodluyorlar. Ortamdanmıdır ya da not kaygısı olmayışındanmıdır bilinmez, yurda gittiğiniz de beynininiz oyun hamuru kıvamında olduğundan duş alıp yatabilecek kadar kişisel algoritma yazabiliyorsunuz, bir tık üstüne zorlayıp biraz da yurtta çalışayım derseniz artık beyin kendini korumaya alıyor ve kitlenebiliyorsunuz 🙂

Kampın bir diğer güzelliği, (belki de benim katıldığım 2 sene böyle olmuştur), insanlardaki muhteşem sıcaklık, yani 5 dakika önce tanımadığınız biri, 5 dakika sonra sohbet ettiğiniz ve kafanızın uyuştuğu biri halini alabiliyor, mesela:

https://twitter.com/linuxcu/status/630090636981633024/photo/1

Bu 2 arkadaş ile otobüste, çantalarımız münasebetiyle tanıştık, herkes yorgun yurda dönerken “beyler/bayanlar, linuxcuyuz o çantaları elbette taşıyacağız!” deyip, yaklaşık 10-15 laptop tehlikesi altında ezilmeyi göze alabiliyor insanlar 🙂 canlı casino Elbette kendileriyle sonradan sohbetimiz ilerledi ve harika insanlar.

Kampta hep ders mi oluyor?
“Elbette hayır” demeyeceğim, çünkü evet 🙂 Siz bilgisayar başında olup kod yazmayı ders olarak kabul ediyorsanız, yani okulda kod yazarken aklınızın bir köşesinde “bitse de gitsek…” duruyorsa, zaten kampta acı cekersiniz çünkü kamptaki ders veren insanların geneli “bilgisayar” ile alakalı konularda beyninizle futbol maçı yapacak derece de bilgili oluyor. (bknz: Engür Pişirici, Doruk Fişek, Mustafa Akgül ve ismini sayamadığım her hoca) Bir de bu bilginin getirisi, üniversitedeki hocaların sahip oldukları ego yerine öğretme arzusu olduğunda, ortaya günlük 12 saat ders veren, yazın en cafcaflı 15 gününü karşılıksız olarak hibe edip gelen  muhteşem insanlarla şölene dönüyor.

Bu kadar anlatıyorum ancak aksilik hiç mi yoktu?
300 kişinin bir ortamda olması demek elbette aksilikler olacak demek, mesela bu yıl yurt-okul arası erkek öğrenciler için hele de otobüscü abilerle tanışana kadar tam bir eziyet olabiliyordu. Sabah 160 kişi saat 9:00 ‘da bir durakda otobüs beklemeye kalkınca, haliyle Bolu Belediyesi olaydan ilk birkaç gün habersiz olduğundan 20 dakika otobüs bekleyip 3. otobüsün içerisinde fermantasyon yaparak 15 dakika geçirmişliğim var, tabii bu da bizim için ayrı bir zevklimiydi? şüphesiz, zaten ilk birkaç günden sonra otobüscü abiler ile anlaşıp sabah ard arda 3 otobüs gelmesiyle sorunu çözdük, akşam dönüşlerinde çaktırmadan rotalarından sapıp bizi yurdun kapısına kadar bırakan şoför abilerimize çok teşekkür ederiz, gaza gelip otobüsü diskoya çevirmelerinden bahsetmiyorum bile… 🙂

Peki 15 gün boyunca sabah akşam ders-ders-uyku-ders mi yaptık? Elbette arada bir geek havasında eğlenmekte kaçınılmaz oluyor :

https://twitter.com/linuxcu/status/630083617998434304/photo/1

https://twitter.com/SeymaSarigil/status/630449814698885120/photo/1

https://twitter.com/fthsrn/status/631873722333401088/photo/1

Elbette biraz da katıldığım kursdan bahsetmezsem Uğur ve Ömer hocama haksızlık olur, çılgın replikleri ve mimikleriyle Uğur Hoca’nın (sözde 2 günlük geldiği ) 15 günlük kamp süresince yaptığı türlü ekşınlarla dersin renklenmesi, gece 9:45 de biz dinlemekten yorulmuşken onun hala aynı enerjiyle bizlere birşeyler anlatma gayreti, Ömer hoca’nın “hekır” havası ve arada gaza gelip çatır çatır yazıp bizleri dumur etmeleri büyük eğlenceler. Maddi hiçbir beklentileri olmadan insanların buraya gelip yıllık tatillerini yeni beyinlere ayırmaları, öğrendiklerini aktarma gayretleri gerçekten takdir edilesi. Eğer yazın 15 gününüz varsa kesinlikle kampa gelmeli, bu ortamı yaşamalısınız. Kampa gelirseniz mutlaka hocalarla tanışın, Gerçi Uğur hocayla tanışmak için ek bir gayret sarfetmenize gerek yok, o sizi bulur. ortamda durmadan konuşan ve oraya buraya zıplamak suretiyle insanların “bu kim? .s” sorusuyla önce dumur olup sonra sohbete başladığı heyecanlı kişi kendisidir 🙂 .

Elbette burada yazdıklarım, yaşanılanların %1’i bile değil, ama umarım sizlere bir ön-fikir oluşturmuştur. Tekrardan tüm hocalarıma teşekkür ederim, bilhassa her konuştuğumda kendimi başka diyarlarda bulduğum Engür Pişirici’ye saygılarımı sunar, Linux Kullanıcıları Derneğine ve İNETD’ye böyle bir etkinlikte olmamızı sağladıkları için minnettarım…

Bir sonraki kampta (belki de bu sefer eğitmen olarak) görüşmek dileğiyle…

LYK2015-PHP

Bilgisayar Kullanmak Zor Mu?

Standard

Merhabalar;

Yaklaşık 12 senedir bilgisayarla tanışıklığımız var yakın arkadaşlığımız devam etmekte. Her zaman şunu düşünürdüm, “zaten bir fare bir klavye var, neyin kursuna gidiyor insanlar ? Bilgisayar’ı öğrenmek ne demek? Alırsın karşına başlarsan kullanmaya…”

Okul bitti ve eve ve (çok şükür büt heyecanı yaşamadan) eve döndüm.Annem Halk Eğitim’de bilgisayar kursu olduğunu söyleyince, tabii gitmesi taraftarı oldum. Bilgisayar ile ilgili işlerde ben yardım etsemde kendisinin hevesini bildiğimden hem de “neden kendi işini yapacak kadar öğrenmesin?” düşüncesinde olduğumdan o da beni kırmadı başladı kursa.

Bende  “madem evdeyim, bir gidip bakayım neler öğretiyorlar?” diye merak edip kursa gittim. Kursa 1,5 haftadır annemle beraber devam etmekteyim, sağolsun bilgisayar hocası, benim bilgisayar mühendisliği öğrencisi olduğumu öğrenince ayrı bir sevindi ve dersleri beraber anlatır olduk.

Hem ders anlatırken hem de insanlara yardım ederken şunu farkettim “Bilgisayar gerçekten kullanılması zor bir alet”miş. Bu zamana kadar ki tüm düşüncelerim silindi. Karşınıza hiç bilgisayar kullanmamış birini aldığınızda ilk ne öğretirdiniz?

Kurs hocası önce başlat menüsünü, klavyeyi ve fareyi öğrettiğinde insanların zorlandığını gördüğümde şaşırmıştım, ancak genel anlamda düşününce ülkemizde herkes üniversite mezunu ya da bilgisayarla içiçe bir yaşam sürmüyor. Zaten bilgisayar ve onla beraber son kullanıcıya ulaşan teknolojinin varlığı 20 küsür önceye dayanıyor.

Yani bilgisayarın şu anki son kullanıcıya ulaştığı (daha doğrusu bir salon kadarki halinden kutuya sığıp evlere girebilir hale geldiği) sürecin başlangıcı 94 yılı civarı. Ben doğduğum zaman icat olmuş bir teknolojinin şu an mühendislik bölümünü okumalıyım. Dolayısıyla bununla biraz daha ileri yaşlarda tanışan insanların aslında ne kadar haklı olduğunu gördüm.

Sadece şu an bu yazıyı yazdığım klavyedeki tuşları (ki eminim alfabetik kısmı hariç gerisini sıradan bilgisayar kullanıcıları bile tam olarak bilmiyordur) öğretmek bile 3 güne mal oldu.

Örnek bir çalışma sayfalarını yayınlayarak ne demek istediğimi anlatayım :

Düşünsenize bir bilmeyen bakış açısıyla ele alırsak, karşımızda bir kutu, elimizde iki tane alet var ve 2 tane aletle onu kontrol etmemiz beklenmekte.

Ders sırasında öğrencilere word anlatılmaya başlandı, konu bir yazıyı kalınlaştırmak büyütmek küçültmek gibi işlevleri tanıtmak…

Hani bilirsiniz önce ilgili yazı seçilir ardından işlemlere başlanır, öğrencinin biri geldi, hocam ( onlara nazaran küçükde olsam bir şeyler öğrettiğimden sağolsunlar hocam diye hitap ediyorlar):

“herşeyi anladım ama şu topla şu şeyi seçmek kadar çok zor onu yapamıyoruz!” dedi 🙂

Tabi şu anki nesil bırakın fareyi kullanmayı oyun için 3200 DPI fare ararken yeni başlayan kişilerin elbette hassas işler başlarının belası oldu.

Yine bir başka öğrenci elleri alışsın diye uzun bir metin yazarken:

“Bunu daha hızlı yazmanın bir kolayı yok mu? Daktilo ile yazarken parmaklarımızı belirli bir şekilde yerleştirince daha hızlı yazılıyordu…” dedi 🙂

Yine mantık olarak daktiloda F klavye standardı olduğundan ve nümerik kısım olmadığından mantıklı bir tahmin olsa da ona yazarak gelişeceğini açıkladığımda gözlerindeki hüzün çok ironikti.

Sözün özü şu aslında, bilgisayar bilene kolay gelmekte, zannettiğim ya da zannedilenin aksine kullanmayı bilmeyen biri için gerçekten karmaşık olabilmekte, ben linux kullanan biri olarak şöyle bir konsolu düşünüp kullanıcıya

“Bilgisayarı açıyorum login oluyoruz ‘ls’ komutu ile nerede olduğumuzu sorguluyoruz ardından ‘cd’ ile giriş…”

Heralde böyle anlatmaya kalksam hiç anlaşılmaz olurdu. Evet belki windows çok sağlam değil, ama şu da bir gerçek windowsun arayüzü gerçekten en son kullanıcı için büyük kolaylıklar getirmiş durumda.

Her ne kadar GNU’cu biri olsam da yazımın sonunda Bill Gates’e bu kolaylıklardan dolayı teşekkür etmem gerekmekte 🙂

Bir dahaki yazımda görüşmek üzere…

 

Sigara Nedir, Nasıl Bırakılır?

Standard

Merhabalar;

Öncelikle az sonra yazacağım şeylere itiraz etmeden önce, 12 yıllık sigara kullanıcısı olduğumu söyleyeyim. Dolayısıyla, yazdıklarımı okurken, aklınızdan geçen “ben eski tiryakilerdenim” ve “ben artık müptelasıyım” sözlerini pas geçin…

sigara

Benim sigarayla tanışıklığım ilkokul yıllarına dayanmakta. 4. Sınıftan beri kendisiyle dostuz. Bunun anlamı, kendimi bildim bileli sigara içiyorum. Dolayısıyla hayatımda cebimde paketin olmadığı, tadını bilmediğim sigara sayısı pek nadirdir. Marlboro’sundan tutun, prestige’ine, çileklisinden (evet Van’da bulmuştum) tutun da nane aromalısına kadar her tür sigarayı denemişliğim var. Benim sigara sevdam aslında tütüne olan sevgimden öte gelmekte. Ben tütünün kendine has kokusu ve tadını seviyorum. Bu nedenden, son birkaç seneye kadar benim sigarayla olan diyaloğum haftada 1 paket civarında seyretmekteydi. Yani gerçekten zevkine içen bir insandım. Ancak zamanın getirisi üniversite sınavına hazırlık zamanında itibaren günde yarım hatta bazen 1 pakete çıktığım zamanlar olmuştur. Şunu da belirtmek istiyorum, ben sigarayı bırakmadım, hala günde 1 tane içmekteyim, zaten size burada sigarayı bırakmak üzerine nutuk çekmeyeceğim, sigarayı zorunluluk olarak değil, nasıl zevk için içilebileceğini anlatacağım.

Geçtiğimiz ayın 15’inde elektronik sigarayla alakalı bir makale okudum. Bunun üzerine araştırma yaptım. Günde 2-3 paket kullanan insanların sigarayı bıraktıklarına dair birçok yazı okuyunca acaba dedim (hayır bırakmayı düşünmedim) bunu kapalı alanlarda içebiliyor muyuz ?

Sorumun cevabının evet olduğunu öğrenince 1 tane edindim, geldiği gün yağını suyunu doldurup içmeye başladım. Akşam canım sigara istemediği için içmedim. Aslında amacım sigarayı bırakmak değil, kapalı alanda rahat rahat sigara içmek olduğundan sigarayı bırakmak fikri aklımın ucundan dahi geçmemişti.

Ertesi gün uyandığımda ilginç bir şey oldu, ağzımda leş bir tad yoktu, paketimde kaç dal kaldığını hatırlamıyordum, üstelik canım hala sigara istemiyordu. Bu ilginçliğin karşısında şok oldum, akşam sırf bırakmamak adına 1 tane sigara içtim, üzerimde ilk kez kalan kokunun ne kadar ağır olduğunu farkettiğimde gerçekten şaşırdım. Uzun zamandır sigara içtiğimden, sigara koktuğumun ve bu kokunun rahatsız edici olduğunun farkına varmamışım. O günden sonra madem öyle, günde 1 tane içeyim, ama güzelinden içeyim dediğim için gidip bir paket en kalitelisinden (golden Virginia diye Google’dan aratıp okursanız bilgi sahibi olabilirsiniz) tütün edindim, son kez kendime Parliament ısmarladım ( gerçi 15 dalını başkaları içti bana 5 dal içmek nasıl oldu, buna rağmen paketim 1 haftaya yakın gitti.) 15’inden beri elektronik sigara içmekteyim.

1)Peki elektronik sigara madem böylesine etkili neden kullanan sayısı az?

Öncelikle elektronik sigara bakım isteyen bir malzeme. Aynı zamanda bilgi istemekte. Tüm bunların ötesinde birçok kişi önyargıyla ya da kulaktan dolma yalan yanlış (qanqa bunu içince ciğere su doluyormuş! –ee sigara içince ciğere potasyum mu doluyor?) bilgilerle insanlar korkutulduğundan, devlet ise (nedeni bilinmez) yasakladığından pek yaygın değil. İşin maddi boyutuyla size elektronik sigara denemenin neye mal olduğunu hesaplayayım. Ben günde yarım paket sigara içen birisi olarak (Kent Switch içiyordum) bana sigaranın dengeli içtiğim takdirde (kimi zaman bir günde paket biter bunları tamamen göz ardı ediyorum) bana maliyeti 15*7 = 105 TL, bunun içerisinde kullandığım Zippo çakmak, kaybettiğim çakmaklarım, kendime ekşın olsun diye arada aldığım Parlement’ler dahil değil. Yine kaba bir hesap ile bir elektronik sigara setinin bedeli 50 TL (reklam vs. yapıyor demesinler diye adres vs. yazmıyorum, merak eden ulaşırsa adres verebilirim) . Sırf eğlencesine 15 gün bu aleti denemek, bu aletin kendini amorti etmesine kafii demek. Peki normal şartlarda 1 aylık elektronik sigara maliyeti nedir?

Şahsen esirgemeden elektronik sigarayı içmeme rağmen günde 1 ML likiti geçememekteyim. Fazla detaylı açıklamayacağım ama elektronik sigaranın içerisinde çektiğimiz duman görünümlü şey aslında buhardır. Elektronik sigara likiti(içindeki sıvıyı) buhar haline getirerek bize sunar, dolayısıyla sangi sigara içiyormuş gibi simülasyon yaşar kişi. Tek fark, sigaradaki 1000’den fazla kimyasalı kişi vücuduna almaz. Likitin içerisinde bulunan 3 maddeti alır. Bunlarsa;

1)su(bildiğimiz su)

2)Aroma(meyvelerdeki aroma)

3) Nikotin(saf nikotin)

Bunlardan kişinin bünyesine zarar verebilecek tek şey Nikotindir. O da yüksek dozda kullanımda çarpıntı ve terlemeye neden olmakta… Buna rağmen 1 adet atomizer fiyatı (tabii emvai çeşit var, ben normalinden bahsediyorum, işi fanteziye döküp yüzlerce liralığını almamak kaydıyla) 15 tl, 1 aylık 30 MG likit 30 tl, yani 45 TL bir maliyeti var.

Peki hiç mi zararı yok?
Ülkemizde direk(nedense) aforoz edildiğinden kanserojen madde içeriyor başlıklı haberler yayınlanmış zamanında. İşin komiği sanki normal sigara gül esansı içeriyor da elektronik bunu içeriyormuş gibi olayın lanse edilmesi. Gel gelelim, kanserojen madde içerdiğine dair 1 adet araştırma okudum o da eser(çok düşük) miktarda olduğu. Çok basit bir deneyle zarar karşılaştırmasını kendiniz de yapabilirsiniz, sigaradan bir nefes çekin ve ağzınızı peçeteyle kapatıp dumanın peçeteyle süzülmesini sağlayın, gördüğünüz sapsarı peçete, sizin ciğerlerinizin süzdükten sonra dumanda kalan zararlı madde miktarının düşük bir kısmıdır. Aynı deneyi elektronik sigarayla yaptığınızda göreceğiniz tek şey nemli bir peçeteden fazlası değildir .

Yüzlerce çeşit aromatik likit var…

Tadı birebir aynı mı?
Elbette değil, tadının birebir aynı olması demek, aynı maddeleri ihtiva etmesi anlamına gelir. Elektronik sigaranın asıl olayı, sizi sigara ritüelinizden koparmadan sigarayı bıraktırabilmesi.

Sen hala sigara içiyormusun?
Evet içiyorum, ee hani işe yarıyordu dediğinizi duyar gibiyim, aradaki fark şu, ben günde 1 tane, bulabildiğim en kaliteli tütünü ve en kaliteli kağıdı alıp, 1 tane sarma sigara içmekteyim ve o 1 taneden zevk alıyorum (aslında her bitirişimde kalitelisinin bile bıraktığı kokunun rahatsız ediyor olmasını ilginç bulmuyor değilim.)

Sözün özü şu, eskiden sigarayı bırakmak zordu, çünkü bıçak gibi kesmek gerekiyordu, sigaranın içerisinde bulunan nikotin yüksek bağımlılık yaptığından insanlar gerçekten eziyet çekiyorlar ve kimisi bir süre sonra başlıyordu. Artık bana göre bu zorluk ortadan kalktı. Sigarayı bırakmak için yol basit, elektronik ve çok çok daha zararsızını içip, hem sigarayı bırakıyorsun hem kesene zararı kalmıyor hem kapalı mekanlarda sigara içebiliyorsun hem de vücuduna zararı yok denecek kadar az…

Not: herhangi bir elektronik sigara firması/kurumuyla hiçbir alakam yok, bu yazdıklarım tamamen kişisel görüşümdür.

 

 

Sessiz Gelişen bir Distro, Manjaro

Standard

Yaklaşık 4 yıldır linux kullanmaktayım ve gerçekten linux kullanmaktan haz duyan birisiyimdir. Konsolla cebelleşip günlerce ekran kartını tanıtma da yaşadığım zorlukları, wifi problemlerini, wine ile photoshop ilk kez photoshop’u açtığımdaki heyecanı dün gibi hatırlıyorum. Elbette linux, kullancısı sayısı az bir işletim sistemi, zaten insanların %80-90’ı bilgisayar = Microsoft algısına alıştığından linux bilen kişilerden bir de Manjaro’cuları seçmeye kalktığımızda gerçekten küçük bir rakamla karşılaşıyoruz.

Şimdiye kadar elimden 10’larca dağıtım geçti desem yeridir. Elbette hepsi değerli, kimisi fedora sever, kimisi ubuntu, ben yaklaşık 1 yıldır Manjaro kullanmaktayım ve gerçekten hızlı geliştirilen ve aşırı kullanışlı bir dağıtım.

Bir kere dağıtımı özel kılan özelliklerden birisi Arch tabanlı oluşu. Bilenler vardır, Arch aslında yüksek konfügrasyon ayarları olan, daha çok bilinçli ve tecrübeli kullanıcılara hitap eden bir dağıtımdır. Zaten hedefi de bu olduğundan fazla ses çıkarmaz genelde arch kullananlar, kullanır geçerler 🙂

Oysa Manjaro, Arch tabanlı, üstelik çok daha rahat kullanım imkanı sunan bir sistem, kurulumunda sizin için ekran kartı konfügrasyonunu 1 çırpıda halleden, donanımlarda genellikle problem çıkarmayan, muhteşem sadelikte ve profesyonel görselliğe sahip bir dağıtımken neden tercih edilmediğini bir türlü anlayabilmiş değilim.

Aslında bir çok linux kullanıcısının Manjaro’dan haberi yok. Ben de şans eseri kendisine bir şans tanıdığım için tanışma fırsatım oldu. Kendisi de zaten tazecik, şu an 0.8.13 sürümündeler, henüz 1.0  çıkarmış değiller. Acaba 1.0 ile ne çıkaracaklar büyük meraklarımdan birisidir. Tüm bunların yanında Manjaro’nun sağlam bir geliştirici ekibinin olması sevindirici. üstelik bunlardan biriside türk. Kendisi özellikle bir yandan forumla, bir yandan facebook sayfasıyla bir yandan dağıtımla ilgilenmekte. Kendisini de azminden dolayı takdir ediyorum.

Manjaro birkaç arayüze sahip aslında:

Umarım ülkemizde Manjaro kullanıcıları artar ve böylesine güzel bir dağıtım tanınır. Bu sayede hem dağıtımın gelişmesine katkı sağlanmış olur, hem de insanlarımız için kolaylık olur 🙂

Etkinlik Var, Gelen Yok?

Standard

Neredeyse yarım dönemdir Yalova Üniversite’sinde Oyun Programlama ve Animasyon Kulübü başkanlığı yapıyorum. Kulübü açan değilim ama kulüp için didinmiyorum desem kendime haksızlık etmiş olurum…

İnsanlara “Blender kursu açsak gelirmisiniz?” sorusunu sorduğumda herkesten “Aaa blender, modelleme değil mi? tabii ki gelirim!” tepkisini aldım. Bu dersi veren hoca ile görüşüp kursu açtık, İlk hafta 15-20 kişilik bir sayıyla güzel bir giriş yaptık, sonra? sonrası yok…

İnsanlara bu tarz etkinliklerden bahsedince hemen “ders” gözüyle bakılmakta. Kimse bu tarz etkinlikleri hobi olarak görmüyor. Final haftası herkes finalimiz var diye iptal edilmesini istedi, hoca sağolsun eyvallah dedi, ee finalden sonraki hafta? Kardeşim sen finalden sonraki haftada tatile gidiyorsun onu napıcaz?

Bir kısım finalden sonra gelmiş ( Bir kısım derken aklınıza büyük rakamlar gelmesi 4-5 kişi) bir sonraki hafta (yani bu hafta) gelen sayısı 5, sonuç?

Kendinizi hocanın yerine koyun, milyarlık ders veriyorsun talep yok, neden kurs açasınız? En basitinden şu an bir mimari çizimin bedeli 500-600 lira taban fiyattan başlıyor, milyarlık bir konudan bahsediyorum aslında. Tabii ki her üniversitede olduğu gibi bizim de etkinlik algımız ;

if(dersle_alakali_etkinlik = true)
ozenle_takip_et();
else
canin_sıkılırsa_git();

Algoritmasına göre işlediği için, hem hocamız şevkini kaybetti hem de böylesine hem zevkli hem de 3. sınıfta ders olduğunda bölüm öğrencilerinin de işine yarayacak bir eğitim fırsatı kaçıp gitmiş oldu. Velhasıl blender kursu ne yazık ki kapandı…

Meraklısına en son geldiğimiz modelleme :